Bu bilgi notu, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 26. yıl dönümü vesilesiyle, Türkiye'nin son çeyrek asırdaki en büyük iki afeti olan 1999 Marmara ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ekonomik ve sosyal etkilerini karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Çalışma, afet yönetiminde kriz odaklı yaklaşımdan risk azaltma ve dirençlilik odaklı proaktif bir modele geçişin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır.
Ekonomik Bulgular: 1999 Depremi, Türkiye'nin sanayi ve üretim kalbini vurarak yaklaşık 17 milyar dolarlık doğrudan hasara yol açmış; GSYİH'de daralma, enflasyonist baskı ve bütçe açığında artış gibi ciddi makroekonomik sonuçlar doğurmuştur. 2023 Depremleri ise coğrafi olarak çok daha geniş bir alanı etkilemiş, 34,2 milyar dolarlık rekor bir fiziki hasar ve 100 milyar doları aşması beklenen yeniden inşa maliyetiyle kamu maliyesi üzerinde benzeri görülmemiş bir yük oluşturmuştur. Her iki afet de, yapı stokunun ve altyapının kırılganlığını ve üretim zincirlerinde yarattığı aksamalarla ulusal ekonomiyi derinden etkileme potansiyelini ortaya koymuştur.
Sosyal Bulgular: Depremlerin sosyal bilançosu ağırdır. 1999'da yaklaşık 19.000, 2023'te ise 50.000'in üzerinde can kaybı yaşanmış, milyonlarca insan yerinden edilmiştir. Bu durum, barınma, eğitim ve sağlık alanlarında acil ihtiyaçlar doğururken, nesiller boyu sürecek psikososyal travmalara zemin hazırlamıştır. 1999 Depremi sivil toplumun afet müdahalesindeki rolünü güçlendirirken, 2023 Depremi ise artan kurumsal kapasiteye rağmen afetin devasa boyutunun yarattığı koordinasyon zorluklarını göstermiştir. Her iki deprem de mevcut sosyal eşitsizlikleri derinleştirmiş, yoksul ve kırılgan grupların afetten orantısız şekilde etkilendiğini teyit etmiştir.
Temel Sonuç ve Öneriler: Analiz, Türkiye'nin deprem farkındalığının arttığını ancak bu bilincin yapısal ve kalıcı politikalara dönüştürülmesinde kat edilmesi gereken bir mesafe olduğunu göstermektedir. Gelecekteki afetlerin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için; (1) bilimsel normlara dayalı güvenli kentleşme ve yapı denetimi, (2) toplumun tüm kesimlerini kapsayan bütünleşik afet yönetimi, (3) afet sigortası ve sosyal destek mekanizmalarıyla ekonomik ve sosyal dirençliliğin artırılması ve (4) politika geliştirme süreçlerinde bilim ve teknolojiden en üst düzeyde faydalanılması kritik öneme sahiptir.
Milletimizin hafızasında derin izler bırakan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 26. yıl dönümünde binlerce insanımızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşatırken, aynı zamanda Türkiye'nin afet yönetimi ve risk azaltma stratejilerini yeniden gözden geçirmesi için bir milat olmuştur. Aynı yıl 12 Kasım 1999'da Düzce'de, geçtiğimiz günlerde Balıkesir'de yaşanan depremler sismik riskin sürekliliğini ve hazırlıklı olmanın önemini bir kez daha hatırlatmıştır.
Geçen çeyrek asırda Van (2011), Elazığ (2020) ve İzmir (2020) gibi önemli depremlerle edindiğimiz tecrübeler, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerle en kapsamlı sınavını vermiştir. Bu bilgi notu, 17 Ağustos'un yıl dönümünde, 1990 sonrası büyük depremlerin, özellikle 1999 Marmara ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinin, ekonomik ve sosyal etkilerini karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendirmeyi ve dirençli bir toplum inşa etme yolunda atılması gereken adımlara ışık tutmayı amaçlamaktadır.
Depremlerin ekonomik etkileri, meydana geldiği bölgenin ekonomik yapısına bağlı olarak farklılaşmakta, ancak sonuçları daima ulusal ölçekte hissedilmektedir.
2.1. Doğrudan Hasar ve Ekonomik Yapı Farklılıkları
17 Ağustos 1999 Depremi, Türkiye'nin sanayi üretiminin ve dış ticaretinin merkezi olan Marmara Bölgesi'ni etkilemiştir. Kotil vd. (2007) tarafından da vurgulandığı üzere, deprem bölgesinin Türkiye'nin GSYİH'si ve vergi gelirleri içindeki yüksek payı, yaşanan hasarın ulusal ekonomi üzerindeki etkisini derinleştirmiştir. Bu durum, sanayi tesisleri, limanlar ve stratejik altyapı üzerinde yoğunlaşan bir hasara yol açmıştır. O dönemin tahminleriyle, depremin doğrudan fiziki maliyeti yaklaşık 17 milyar ABD doları olarak hesaplanmıştır (Cavallo vd., 2013).
6 Şubat 2023 depremleri ise coğrafi olarak çok daha geniş bir alanı (11 il) etkilemiş ve ağırlıklı olarak konut stoku, KOBİ'ler ve tarımsal altyapıda yıkıma yol açmıştır. Dünya Bankası (2023), bu depremlerin doğrudan fiziki hasar maliyetini 34,2 milyar ABD doları olarak açıklamıştır. Her iki afet de, farklı ekonomik profillere sahip bölgelerde dahi, yapı stokunun güvenliği ve altyapının dirençliliğinin ne denli kritik olduğunu ortaya koymuştur.
2.2. Üretim Süreçleri ve Makroekonomik Dengeye Etkileri
1999 Depremi, sanayi üretiminde önemli aksamalara neden olarak Türkiye'nin makroekonomik dengelerini etkilemiştir. Yapılan akademik çalışmalar, depremin kısa vadede ekonomik daralmaya, arz kesintileri nedeniyle enflasyonist baskıya ve artan kamu harcamaları sonucu bütçe açığında belirgin bir artışa yol açtığını göstermektedir (Kotil vd., 2007). Bu durum, takip eden dönemde kamu maliyesi üzerinde ek yükler oluşturmuştur. 2023 Depremleri ise geniş bir coğrafyada tarımsal üretimi ve bölgesel ticareti durma noktasına getirmiştir. Bu durum, ulusal tedarik zincirlerinde aksamalara yol açmıştır. Her iki depremin ardından başlatılan kapsamlı yeniden inşa faaliyetleri, bir yandan inşaat sektörünü canlandırırken, diğer yandan kamu harcamalarını artırarak bütçe üzerinde önemli bir baskı yaratmıştır. Dünya Bankası (2023), 2023 depremlerinin toplam yeniden yapılanma ve toparlanma maliyetinin doğrudan hasarın çok üzerinde olabileceğini öngörmektedir.
Depremlerin sosyal doku üzerindeki etkileri, ekonomik kayıpların ötesinde, toplumsal yapı ve ilişkiler üzerinde kalıcı izler bırakmaktadır.
3.1. İnsani Boyut: Kayıplar, Göç ve Psikososyal İhtiyaçlar
17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinde resmi rakamlarla yaklaşık 19.000, 2023 depremlerinde ise 50.000'in üzerinde vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu büyük kayıpların yanı sıra, yüz binlerce insan evsiz kalmış ve geçici barınma alanlarına veya başka şehirlere göç etmek durumunda kalmıştır (IOM, 2023). Bu kitlesel yerinden olma hareketleri, hem depremzedeler hem de göç alan bölgeler için yeni sosyal ve ekonomik adaptasyon süreçlerini beraberinde getirmiştir. Her büyük deprem sonrası, toplumun geniş kesimlerinde ortaya çıkan psikososyal destek ihtiyacı, ruh sağlığı hizmetlerinin afet yönetiminin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini göstermiştir (WHO, 2022).
3.2. Sivil Toplumun Rolü ve Kurumsal Gelişim
1999 Depremi, afet müdahalesinin ilk anlarında yaşanan zorluklar karşısında sivil toplumun ve toplumsal dayanışmanın ne denli hayati bir rol oynadığının görüldüğü bir dönüm noktası olmuştur. Bu süreç, Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının (STK) kapasitelerinin artmasına ve afet yönetimi süreçlerine daha aktif katılım sağlamalarına zemin hazırlamıştır. Aynı zamanda, afet yönetimi süreçlerinin ve kurumsal kapasitelerin güçlendirilmesi yönünde toplumsal bir beklenti oluşturmuştur. 2023 depremlerinde, AFAD gibi kurumların ve STK'ların 1999'a kıyasla daha organize ve tecrübeli olduğu gözlemlenmiştir. Afetin çok geniş bir alanda ve eş zamanlı yaşanması, müdahale ve koordinasyon süreçlerinde yeni zorlukları beraberinde getirmiş, bu da geleceğe yönelik planlamalar için önemli veriler sunmuştur.
3.3. Sosyal Kırılganlıklar ve Kapsayıcılık
Depremler, toplumdaki mevcut sosyo-ekonomik farklılıkların sonuçlarını daha görünür kılmaktadır. Özellikle düşük gelirli hanelerin yaşadığı dayanıksız yapılar, afetin yıkıcı etkisine daha fazla maruz kalmaktadır. 2023 depremleri, bölgede yaşayan mülteciler, yaşlılar ve engelliler gibi kırılgan grupların afetten ne ölçüde etkilendiğini de ortaya koymuştur (Oxfam International, 2023). Bu tecrübeler, afet sonrası yardım ve toparlanma süreçlerinin kapsayıcı olması ve tüm toplum kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap vermesi gerektiğinin altını çizmektedir.
1999'dan 2023'e uzanan süreç Türkiye'nin deprem farkındalığını önemli ölçüde artırmış, kriz yönetimi kapasitesini geliştirmiştir. Bu birikimden hareketle, gelecekteki depremlerin etkilerini en aza indirmek için odaklanılması gereken alanlar şunlardır:
Dirençli Şehirler ve Güvenli Yapılaşma: Yapı stokunun depreme dayanıklılığının artırılması ve yapı denetim süreçlerinin uluslararası standartlarda etkin bir şekilde işletilmesi, en temel öncelik olmayı sürdürmektedir. Kentsel planlamada risk azaltma odaklı yaklaşımlar benimsenmelidir.
Bütünleşik Afet Yönetimi: Afet öncesi hazırlık, müdahale ve sonrası iyileştirme aşamalarını bir bütün olarak ele alan, tüm paydaşların (kamu, özel sektör, STK'lar, üniversiteler) rol ve sorumluluklarının net olduğu bir yönetim modeli güçlendirilmelidir.
Ekonomik ve Sosyal Dirençlilik: Afet sigortası mekanizmalarının yaygınlaştırılması, üretim ve tedarik zincirlerinin devamlılığını sağlayacak acil durum planlarının hazırlanması ve toplumun psikososyal dayanıklılığını artıracak programların geliştirilmesi önem arz etmektedir.
Bilim ve Teknoloji Odaklı Yaklaşım: Deprem tehlike ve risk analizlerinde en güncel bilimsel verilerden ve teknolojik imkanlardan faydalanılmalı, bu bilgiler şehir planlama ve politika geliştirme süreçlerine entegre edilmelidir.
17 Ağustos'un yıl dönümü, kayıplarımızı anarken aynı zamanda depremle birlikte yaşama kültürünü güçlendirmek ve daha güvenli bir gelecek inşa etmek için kararlılığımızı yenileme vesilesidir.
Cavallo, E., Galiani, S., Noy, I., & Pantano, J. (2013). Catastrophic natural disasters and economic growth. The Review of Economics and Statistics, 95(5), 1549–1561.
International Organization for Migration (IOM). (2023). Türkiye and Syria earthquake response. IOM Press Briefing Notes.
Kotil, E., Konur, F., & Özgür, H. (2007). Körfez depreminin ekonomik etkileri. International Earthquake Symposium, Kocaeli, Türkiye.
Oxfam International. (2023, Şubat 17). Syria and Türkiye: Earthquakes deepen entrenched inequalities.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2023). 2023 Yılı Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Raporu.
World Bank. (2023, Mart 27). Türkiye: Earthquakes caused $34.2 billion in direct damages, but recovery and reconstruction costs could be twice as high. World Bank Press Release.
World Health Organization (WHO). (2022). Mental health and psychosocial support in emergencies.